Asrı saâdette bir muhabbet eğitimi var. Peki, bizler Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e muhabbetimizi nasıl artırabiliriz Sahâbe o noktada bize nasıl örneklik teşkil ediyor? Osman Nûri Topbaş Hocaefendi cevaplıyor.
Bir derviş, ârif bir zâta şöyle soruyor:
–Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri mi, Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri mi daha büyüktür?
O zât şu cevabı veriyor:
“–Bu iki velî arasındaki fazîlet büyüklüğünü tâyin edebilmek için onlardan daha büyük bir velî olmak lâzımdır…”
Yani Allah dostlarının fazîlet ufkunu tam olarak kavrayabilmek, değme idrâklerin kârı değildir. Beşerî idrâk, Allâh’ın velî kulları hakkındaki fazîlet takdîrinden bile âciz iken, Allâh’ın Habîbi’nin kadr u kıymetini ne kadar takdîr edebilir ki?..
Dolayısıyla Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i, sınırlı idrâklerimizle tayin edebilmemiz mümkün değil. O Âlemlere Rahmet, büyük bir ihsân-ı ilâhî, sonsuz bir lütuf…
Yine bir misal vermeyi arzu ediyorum. Peygamberimiz, Muâz bin Cebel -radıyallâhu anh-’ı çok severlerdi. O şöyle naklediyor:
“Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- beni Yemen’e vâli olarak gönderirken, uğurlamak için Medîne’nin dışına kadar teşrîf etti. Ben binek üzerindeydim, O ise yürüyordu. Bana bâzı tavsiyelerde bulunduktan sonra:
“–Ey Muâz! Belki bu seneden sonra beni bir daha göremezsin! İhtimal ki şu mescidimle kabrime uğrarsın!” buyurdu.
Bu sözleri duyunca, Allah Rasûlü’nden ayrılmanın hüznüyle ağlamaya başladım. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Ağlama ey Muâz!” buyurdu ve sonra yüzünü Medîne’ye doğru çevirerek:
“–İnsanlardan bana en yakın olanlar, kim ve nerede olursa olsun Allâh’a karşı takvâ sâhibi olan müttakîlerdir.” buyurdu.[1] Bu ifade bizler için çok önemli bir işarettir.

Yine Fahr-i Kâinât Efendimiz:
“Şüphesiz benim dostlarım müttakîlerdir.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Fiten, 1/4242)
Bilinmelidir ki, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i herkes aşk, muhabbet ve takvâsı derecesinde tanıyabilir. Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, Efendimiz’i gördü, O’na hayran oldu, hattâ yanında bile O’na hasret yaşadı.
Câbir bin Semüre -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:
“Mehtaplı bir gecede Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i gördüm. Üzerinde kırmızı bir elbise vardı. Bir Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e bir de aya bakıyordum. Ve O bana aydan daha güzel görünüyordu.” (Tirmizî, Edeb, 47/2811; Dârimî, Mukaddime, 10/58)
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- vâlidemiz de, Rasûlullâh’ın nûrlu sîmâsını şu şekilde târif etmişlerdir:
“Mısır ahâlisi, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yüzünün güzelliğini işitmiş olsalardı, Yûsuf -aleyhisselâm-’ın pazarlığında bir kuruş dahî harcamazlardı. Züleyhâ’yı kötüleyen kadınlar, Rasûl-i Ekrem’in nûr gibi parlayan alnını görselerdi, elleri yerine kalplerini keserlerdi.”
Velhâsıl takvâ ve muhabbetimiz neticesinde Cenâb-ı Hak, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hakikatinden kalbimize tecellîler nasîb eder.
Yani Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’le irtibatımızın artması, O’na yakınlık kazanabilmemiz takvâya bağlı.
O zaman; “Nasıl takvâ sahibi oluruz?” sorusu akla geliyor.
Takvâ sahibi olmak, nefsanî arzuları bertaraf ederek, rûhânî istidatları inkişâf ettirmekle gerçekleşir. Dâimâ ilâhî müşâhade altında olduğumuz, yani ilâhî kameranın altında olduğumuzun kalpte bir şuur ve idrâk hâline gelmesi ile gerçekleşir.
“…Nerede olsanız, O sizinle beraberdir…” (el-Hadîd, 4)
“Biz ona (insana) şah damarından daha yakınız.” (Kāf, 16) âyetlerinin farkında olarak ve idrâki içerisinde bir hayat sürmekle takvâ sahibi olunabilir. Zaten böyle olunca da kalp;
“…Kalbler ancak Allâh’ın zikri ile mutmain olur.” (er-Râ’d, 28) seviyesine geliyor. Kalp, Cenâb-ı Hak ile doluyor. Dolmaktan kastımız, en çok O’nunla meşgul oluyor. İşte kul, devamlı Cenâb-ı Hak ile meşgul olunca, O’nu hatırından hiçbir zaman çıkarmaz, düşüncesi dâimâ O olur.

Şöyle bir sorudan da gidebiliriz;
“Cenâb-ı Hak en çok kimi seviyor? Kimi bizlere örnek gösteriyor?”
Rabbimiz bizlere Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i örnek gösterdiğine göre, bizim O’nun izini takip etmekten başka çaremiz yok ki… İşte böyle bir tefekkür ile bizim Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e muhabbetimizi artırmaya çalışmamız gerekiyor.
- Yani hangi yollardan gidilirse Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’le buluşulur, Allah Teâlâ bize onu gösteriyor.
Osman Nûri Topbaş: Tabiî… Rabbimizle buluşmanın yolu, Gönüller Sultanı -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’le buluşmaktan geçiyor. Efendimiz’le buluşmanın yolu da muhabbetten geçiyor. Yani O’nunla buluşabilmenin göstergesi, muhabbet olmuş oluyor.
Peki, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e muhabbetin göstergesi nedir? O da «âdâp»tır. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ahlâkıyla ahlâklanmak, edebiyle edeplenmek, yani her hâlimizi Efendimiz’le mizan ederek, O’nun hâliyle hâllenebilmenin gayreti içinde bulunabilmek. Yapmamız gereken budur.
- Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ahlâkını kuşanmak.
Osman Nûri Topbaş: Hatta ashâb-ı kirâmda Efendimiz’e karşı öyle bir meclûbiyet vardı ki; mesela Abdullâh bin Ömer -radıyallâhu anh-, Allah Rasûlü’nün vefâtından sonra, bir zamanlar geçtiği yollarda O’nu düşünerek yürümüş, altında dinlendiği ağaçların dibinde oturup O’nu hatırlamış, bu ağaçlar kurumasın diye, dağda veya bayırda bulunmasına bakmadan onları sulamıştır.
Yine bir tükürük gördüğü yerden geçmiyor sahâbî, aynen Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yaptığını yapıp onu örtüyor. Allah Rasûlü’nün hâliyle hâlleniyor. İşte bütün bunlar, muhabbetin getirdiği âdaplar olmuş oluyor.
Efendimize Muhabbetimizi Nasıl Artırabiliriz? adım adım anlatımlar ve ilham verici önerilerle sevginizi artırın, hemen keşfedin.
Benzer Konu Başlıklarımızı Okumaya Ne Dersiniz ?
İlk yorum yazan siz olun.